(801-900)
801
KGB karargahı
KGB karargahındaki telefon çalmış..
“Alo?..”
“Komşum Salamon bir devlet düşmanı.. Odunluğunda deklare edilmemiş elmaslar saklıyor.”
“Not edildi, merak etmeyin.”
Ertesi gün KGB Salamon’un evini basmış. Odunluğa dalmışlar. Tüm odunları kırmışlar, içlerine bakmışlar. Bir tek elmas bile bulamamışlar. Salamon’a sövmüşler ve gitmişler. Akşam uzeri Salamon’un telefonu calmış..
“Alo?..”
“Ben Mose.. KGB geldi mi?..”
“Geldi..”
“Kışlık odunları kırdı mı?..”
“Kırdı..”
“O zaman telefon etme sırası sende.. Sebze tarlamın ekim için çapalanması gerek..”
802
Güller
Adam ve karısı sabah sabah çok kötü kavga etmişler… Adam kapıyı çarptığı gibi gitmiş, kadın da hiç oralı olmamış. Derken kadın evde iş yaparken birden kapı çalmış. Kadın kapıyı bir açmış, karşısında çiçekçi dükkanından gelen bir çocuk ve kucağında da 12 düzine kırmızı gül. Kadın seviniceği yerde “Offf şimdi yandım!..” demiş.
Çiçekçi çocuk sormuş :
- Ne oldu bayan? Gülleri sevmez misiniz?
Kadın :
- Çok severim, demiş. Ama siz bu kadar çiçek ne anlama geliyor bilmiyosunuz!
Çocuk :
- Hayır bilmiyorum ne demek?
Kadın :
- Bu demektir ki önümüzdeki iki haftayı sırtüstü yatmış bacaklarım havaya dikilmiş vaziyette geçiriceğim.
Çocuk şaşırmış : – Niye ki? Evde vazo yok mu?
803
Televizyon mahkemesi
Bizim Temel, bir tv kanalında yarışmaya katılır. Kazandığı parayı eksik verirler. Temel sebebini sorar. “E, öyle vergi kesiyoruz” cevabını alır. Bunun uzerine Temel, avukata başvurur. Avukat ona “Televizyonu mahkemeye ver” der. Aradan zaman geçer avukat yolda Temel’i görür, ona sorar. “Ula televizyonu mahkemeye verdin mi?” Temel cevaplar; “Verdim ama ertesi cün keri ketirdim oni… İnsan yine de televizyonsuz yapamayi!..”
804
Dağıstanlılar
Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş. Bir gün Rus’un biri Dağıstanlının arabasına çarpar. İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama: “Kavga edecez” der. Rus: “Abi affet özür diliyorum”
- Yok biz kavga edecez
- Abi polis çağıralım hata kiminse ödesin
-Yok biz illaki de kavga edecez
-Tamam abi ben sizin hasarı ödiyim kavga etmeyelim
-Yok baba, kaçarı yok, biz kavga edecez
-Abi ben sizin hasarı ödiyim alın araba da sizin olsun
-Mümkünatsız… Biz kavga edecez!!!
-Abi tamam ama böyle kavga olur mu? 3’e 1 olmaz valla
Dağıstanlı lideri yanındaki arkadaşına döner ve: -Geç lan sen karşıya, kavga edecez..
805
İki Tavuk
İki tavuk markette geziyorlarmış.1. tavuk demiş ki:
- Bak bunlar benim yumurtalarım ve tanesi 30.000 TL. 2. tavuk da:
- Bak bunlar benimkiler, seninkilerden daha iri ve tanesi 40.000 tl. 1. tavuk:
- Valla kocam dedi ki:”10.000 tl. için kıçını yırtmaya değmez.”
806
Sokullu
Bir kadın yolda yürürken adamın biri ona arkadan sokulmuş.
Kadın:”Niye bana sokuluyorsun”diye sormuş
Adam: “Ben Sokullu Mehmet Paşa’yım”demiş!
807
Harabi baba
Harabi baba bektaşi erenlerinden. Neyzen Tevfik ondan feyz almış.
Temel’in geçkince ama hiç evlenmemiş kızı hakkın rahmetine kavuşuyor ve Temel Hakkak Hüsnü’ye mezar taşı ısmarlayarak taşın üstüne aşağıdakilerin yazılmasını istiyor :
Bakire doğdu bir döne
Bakire yaşadı çok sene
Bakire öldü fakire
Temel kızı Fadime
Harabi Baba bunu çok uzun buluyor ve Hakkak Hüsnü’ye aşağıdaki beyitin durumu kısa ve öz açıkladığını söylüyor:
Temel kızı Fadime,
Açılmadan iade..
808
İstediğiniz kadar alın
Katolik okulunda minikler yemek saati gelince yemekhanede sıraya girmişler.. Derken bir de bakmışlar ki, rahibelerden biri meyva bölümündeki kıpkırmızı elmaların üzerine bir not yapıştırmış: “Sadece 1 tane alın.. Tanrı bakıyor” Bunu gören afacanlardan biri bunun üzerine, tatlı bölümüne geldikleri zaman çikolatalı kurabiyelerin üzerine şöyle bir not yapıştırmış: “İstediğiniz kadar alın.. Tanrı elmalara bakıyor”
809
Evli adam
Akşamdan kalma adam, büyük bir başağrısı ile sabah uyanmış. Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor. Yatağın ayakucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş. Aspirinleri içerken, komodindeki not dikkatini çekmiş; “Sevgilim, günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. Seni seviyorum”. Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş. Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor. Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş;
- Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun?
- Evet, dün gece saat 3′ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde. Önce koridordaki sandalyeyi devirdin, ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı. Adam, şaşırmış vaziyette:
- Anlayamadım. O zaman niye herşey temiz, kahvaltı hazır ve gazetem alınmış?
- Onu mu soruyorsun. Annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp, pantalonunu çıkarmaya çalıştığında, “Bayan, beni yalnız bırakın, ben evli bir adamım” dedin.
810
Ne diyor?
Yaşlı Alman çift Türkiye’den tatilden dönüyorlarmış, otelden çıkarak bir taksiye binmişler ve tutmuşlar havaalanı yolunu. Bu sırada taksi şoförü sormuş, “Hangi ülkeye gidiyorsunuz?” diye… İhtiyar adam, “Almanya’ya” demiş.İhtiyar kadının da kulakları pek duymuyor tabii kocasına, “Ne diyor?” diye sormuş. Adam da, “nereye gittiğimizi soruyor da” demiş… Biraz yol aldıktan sonra taksi şoförü tekrar, “Almanya’nın hangi şehrine?” demiş… İhtiyar adam da “Hamburg” demiş… İhtiyar kadın yine, “Ne diyooor?” diye sormuş, adam; “Hangi şehirde kaldığımızı soruyor” demiş… Taksi şoförü, “Ben” demiş “Hayatımın en kötü seksini Hamburg’ta (Sao Paulo’da) yaptım!”… Sağır kadın yine sormuş, “Ne diyooorrr?” İhtiyar adam da demiş; “Seni tanıdığını söylüyooorrr!..”
811
Temel ve Sevgilileri
Temel’in 3 tane sevgilisi vardır. Biri öğretmen, biri doktor, biri de santralcidir. Fakat öğretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadaşı sorar “Niye öğretmen de diğerleri değil?” diye. Temel de ona döner: – Ula der, bilmez misin doktorlar “bugün git yarın gel” der, santralci de “Şu an meşgul daha sonra tekrar deneyin” der. Ama öğretmen ne der? Hadi bir daha tekrarlıyalım…
812
Kaptan pilot
Kaptan pilot uçağı kaldırmış, Amerika’ya uçuyorlarmış. Yolculara gereken anonsu yapmış ve anonsu kapatmayı unutmuş. Uçağı otomatik pilota bağlamış ve güzelce gerindikten sonra kendi kendine konuşmaya başlamış; “Oohhhh, gidip şööle güzel bi sıçayım, sonra da hostesi guzeeellll bi s..im!” Tabi ki bütün yolcular duymuş. Hostes durumu kurtarmak, pilota haber vermek icin tam koşacakmış ki, birinin çantasına takılıp düşmüş. Yolculardan biri hostesi yerden kaldırırken: “Acele etme bacım herif önce sıçacakmış!” demiş.
813
Alican
Arkadaşları ile partiye giden Alican orada Sharen Stone’a benzer bir kız görüp ona hayran kalıyor. Yavasça kızın yanına sokulup:
- Pardon size 50 milyar versem benimle bir gece olur musunuz? Bunun üstüne kız:
- Tabi diyor neden olmasın… Alican daha sonra tekrar soruyor:
- Peki size 1 milyon versem benimle bir gece olur musunuz? Bunun üstüne kız:
- Aaaa! Siz beni ne zannettiniz?? Alican:
- Ne oldugunu anladık da parada anlasmaya çalisiyoruz…
814
Temel ve Cemal
Temel ve Cemal fena halde hastalanır. Temel aşırı derecede kabız olmuştur. Cemal ise sürekli öksürmektedir. Beraber doktora giderler. Doktor Temel’e bir müshil şurubu, Cemale’de öksürük şurubu yazar. Kafadarlar reçeteleri karıştırıp muayenehaneden çıkarlar. Bir hafta sonra kontrole giden Cemal’e doktor sorar: “Nasıl oldun, hala öksürüyor musun?” Cemal cevap verir: “Cesaret pile edemeyrum.”
815
Kaptandan haberler
155 kişilik mürettebatı ve 3500 kişilik yolcusuyla dev bir geminin kaptanı ani bir kararla gemideki herkesi geminin en büyük salonuna toplar ve “Size bir iyi, bir kötü haberim var önce hangisini söyleyeyim?” der. Herkes önce kötüyü ister. O zaman kaptan; “Yarım saate kadar batacağız.” der. “Peki ya iyi haber ne?” diye sorulunca; “13 dalda Oscar ödülü alacağız!” der.
816
Grup
Temel toplu seksin ne olduğunu çok merak edermiş. Neyse bir gün böyle bir gruba katılmış, başlamışlar aksiyona. Yalnız Temel 5 dakikada bir kafayı kaldırıp, organize olalım arkadaşlar diyormuş Bir, iki,üç böyle devam ederken durmuşlar ve gruptan biri sormuş: “Ne organize olması kardeşim?” Temel cevap vermiş; “Ya arkadaş iki meme öpelim diye geldik, kırk tane tarrak yedik.”
817
Top atışları
Temel yolda yürürken top atışları duymuş. Neden top atıldığını anlamamış ve bi adama sormuş. Adam “Kraliçe Elizabeth geldiği için” demiş. Temel yarım saat daha yürümüş. Hala top atılıyomuş. Bir başka adama yine nedenini sormuş ve aynı cevabı almış. Bunun üzerine Temel: ”Ula yarım saattir top atıyolar, bi vuramadılar şu karıyı!” demiş.
818
İş adamı Temel
İş adamı Temel Almanya’ya gider. Kaldığı otelin lobisinde herkesin bir papağan için kuyruğa girdiğini görür merak eder kuyruğa girer. Meğer papağan herkese kişisel bilgilerini söyleyebiliyormuş. Papağan Alman’a; “Almansın. Hristiyansın, fizikçisin.” der. İngiliz’e; “Ateistsin, denizcisin, zekisin” der. Sıra Temel’e geldiğinde papağan: “Sen Oflusun, Lazsın, salaksın” der. Temel çok kızar ama aklına da hemen bu papağanı alıp memlekete götürürsem çok para kazanırım diye bir fikir gelir. Hemen otel müdürüne gider, papağanı satın almak istediğini söyler. Otel müdürü sadece 250 EURO’ya 5 yumurtasını verebileceğini söyler. Temel kabul eder. Yumurtaları alıp Trabzon’a gider. 21 gün bekler. Bir de ne görsün! Yumurtalardan bir leylek, bir karga, bir doğan, bir serçe çıkar. Hemen soluğu aynı otelde alıp sıraya girer. Sıra Temel’e geldiğinde papağan yine aynı şekilde; “Sen Oflusun, Lazsın salaksın” der. Bunun üzerine Temel papağanın kulağına eğilip; “Benim laz ve salak olduğumu bi tek sen biliyorsun ama senin orospu olduğunu bütün Trabzon biliyor.” der…
819
Yıldönüm
İki adam evlilik yıldönümleri hakkında konuşuyolardı : – Sizin yıldönümünüz de yaklaştı değil mi? Kaçıncı yıla gireceksiniz? – Haftaya tam 10 yıl olacak… – Ne güzel… Hanım için ne planladın? – Avusturalya’ya götüreceğim… – Oooo… Harika… Peki 20. yıl için planın ne uzaya götürmek mi? – Hayır… 20. yılda gidip Avusturalya’dan geri almayı düşünüyorum!..
820
Geç kaldık
Otomobil kazasında ölen yaşlı çift, doğru cennete gönderilirken görevli anlatmaya başlar:
“Şu denize bakan villa sizin. Yanında tenis kortu, yüzme havuzu ve golf parkuru var. İstediginiz herhangi birşey için şu düğmeye basmanız yeterli. Cennet görevlileri derhal takdim edecekler…”
Görevli ayrılınca, adam karısını azarlamaya başlar; “Allah seni kahretsin Vildan! Hep senin hatan.” Kadın; “Nasıl yani bey ?!” Adam; “O Allah’ın belası yürüyüş programların, vitamin hapların, yulaf çorbaların, içki, sigara yasaklamaların olmasa buraya yıllar önce gelecektik..”
821
Temel hayvanat bahçesinde gezerken açık bulduğu bir kafesten içeri dalmış.
-Hoop ! Dur , ne yapıyorsun? Orası aslan kafesi…
diye bağırmışlar.Temel geri dönmüş ve kızarak :
-Sankim aslaninizu yedük…
822
Temel üniversite sınavına girmiş.Her soruda yazı-tura atarak cevapları vermiş. İki saat sonra öğrencilerin çoğu sınav kağıdını verip salonu terk etmiş, Temel hala yazı-tura atıyor.
Öğretmen gelmiş başına dikilmiş:
-Temel hepsini yazı-tura atıyorsun, hala bitiremedin mi?
Temel:
-Hocam bir saat önce bitirdum. Şimdi de cevaplarımı kontrol edeyrum!
823
Temel’in üç tane sevgilisi vardır biri öğretmen biri doktor biri de santralcidir. Fakat öğretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadaşı sorar niye öğretmen de diğerleri değil?
Temel de ona döner
-Ula der bilmezmisin doktorlar bugün git yarın gel der
-santralci de şu an meşgul daha sonra tekrar deneyin der. Ama Öğretmen:
-Hadi bir daha tekrarlayalım…
824
Bizim marangoz Temel, ahşap bir binanın restorasyonunda çalışmaktadır. Elinde testere ile ikinci katın iskelesinde çalışırken görünmez bir kaza meydana gelir ve testereyi kaydırarak bir anda yanlışlıkla kulağını keser. Kulak da aşağıya düşer. Kulağını görmek ümidiyle aşağıya bakar ve orada çalışan işçilere seslenir: “Hey beyler aşağılarda bir kulak gördünüz mü?” Şaşkın işçiler şöyle bir etraflarına bakarlar ve kanlar içinde bir kulak bulup bizim Temel’e gösterirler: “Bu mu?” Temel aşağı doğru eğilip gözlerini kısar: “Yok yav, benimkinin arkasında kalem olacaktı”.
825
Temel tutmuş Yahudi’ye tokat atmış.
-Neden vurdun?
-Siz İsa peygamberi çarmıha çermişsinuz.
-İki bin yıl önce olmuş bir şey bu.
-Valla pen yeni tuydum.
826
Temel arkadasi ile ucaktan paraşütle atlıyorlarmış. Temel parasutunu açmamış. Arkadaşı yanından geçerken -Paraşütünü niye açmadın diye sormuş? Temel de zaten yere az kaldı demiş…
827
Bir gün Temel balığa çıkar.İyi bir avdan sonra bir tekne balık tutar.Birden hava patlar ve çok büyük bir fırtına çıkar.Temel dua etmeye başlar. Tanrım beni bu fırtınadan kurtarırsan bütün bu balıkları fakirlere dağıtacağım der içinden. Hava bir zaman sonra düzelir. Temel evine dönmeye başlar. Bir taraftan da balıklara bakar ve içinden bu balıklar fazla, yarısını dağıtsam olur der.Biraz daha sonra balıklara tekrar bakar ve bu balıkların yarısıda çok fazla ben bunların çeyreğini dağıtsam olur der.Biraz daha zaman geçer Temel tekrar balıklara bakar. Tam o sırada hava tekrar bozulur.Temel kafasını gök yüzüne diker ve şöyle der.”Haçen sen de şakadan hiç anlamiyusun
828
Genç çocuk son model Porsche’si ile yolda ilerlerken kırmızı ışıkta durur. Tam o sırada arkadan gelen bir kamyon büyük gürültü ile arabaya çarpar. İkisi de inerler bakarlar ki arabanın arkası haşat. Kamyonun şoförü gencin ayaklarına kapanır: “Abicim sen beni affet. Ben 30 yıl çalışsam bunu ödeyemem. Sen şu kardeşini affet” der. Çocuk bakar ki adamın hakkaten hali vakti pek yerinde değil. Adamı affeder ve arabasına binip yoluna devam eder. Çocuk iki, üç ışık sonra tekrar durur. Derken yine büyük bir gürültüyle arabasına arkadan çarparlar. Çocuk arabadan iner bir de bakar ki yine aynı kamyon şoförü arabasına vurmuştur. Ancak bu sefer şoför kamyondan dışarı çıkmadan sadece kafasını pencereden uzatır ve:
“Abi benim ben. Devam et!”
829
Bir Makine Muhendisi, Bir Elektrik Muhendisi ve bir Bilgisayar Muhendisi bir gun eski bir araba ile yola cikmislar. Issiz bir otobandan gecerken, araba aniden durmus, baktilar calismiyor, Makine Muhendisi “Ben simdi hallederim!” diyerek atilmis, once arabanin altina yatmis, kaputu acmis, bir kac girisi sikistirip, bir kac yere cekicle filan vurmus ama tik yok! Basi egik arabaya geri donmus. Bunun uzerine Elektrik Muhendisi atilmis hemen, o da elektrik girislerini, sigortalari kontrol etmis, kablolarla oynamis ama hareket yok! Bunun uzerine ikisi birden donup, Bilgisayar Muhendisine bakmislar. Siranin kendisine geldigini anlayan Bilgisayarci, “Eeee sey, arabadan bir cikip tekrar girsek?”
830
Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş
- Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım?
- Elbette yavrum nereden çıkardın bunu?
- Allah Allah?!.. deyip gitmiş yavru ayı.
Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş,
- Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım?
- Tabii evladım kutup ayısısın.
- Yani sen babamı hiç aldatmadın değil mi, ben gerçekten babamın oğluyum.
- O ne biçim söz, baban duymasın ikimizi de öldürür.
Yine Allah Allah?!.. deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı. Bir daha sormuş yav baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız değil mi? Yani ben sizin öz oğlunuzum. Baba dayanamamış artık oğlum sen manyak mısın dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide bir de soruyorsun ki bunu? yavru ayı:
- Donuyorum anasını satayım donuyoruuuum yaaaa…
831
Adamın teki, bir gökdelenin en üst katında barda içiyormuş. Yanına yakışıklı bir adam gelmiş. Bearber içerlerken, sonradan gelen adam demiş ki “Bak demiş, ben şimdi bu binanın tepesinden atlıyıcam ve 5.kata gelince durup içeri giricem.” 100 dolara bahse girmişler. Adam hakikaten atlayıp 5. kata gelince durup camdan içeri girmiş. Hayretler içinde kalan adam 5 dakika sonra adamı tekrar yanında bulmuş. Biraz daha içince adam tekrar ” Bu sefer demiş atlayıp 3. kata gelince içeri giricem varmısın bahse demiş” Tekrar 200 dolara bhase girmişler ve adam koşup atlamış ve tekrar 3. kattan içeri girmiş. Hayretler içinde kalan bizim adam içmeye devam etmiş ve zil zurna sarhoş olmuş. 5 dakika sonra adam yanına gelince büyük bir cesaret ile “Ben de demiş şimdi atlayıp 1. kattan içeri giricem” Bizimki koşup atlamış ve yere çakılıp gebermiş. Yukarıda barmen adamın içkisini tazelerken “Bugün çok adisin Supermen” demiş.
832
Akıl hastahanesinde, bir deli kendini ayagindan tavana asmisti. Doktor nedeninini sorunca, “Arkadasimiz kendini ampul saniyor!” dediler. Doktor indirilmesini isteyince soylendiler, “Iyi ama karanlikta kaliriz!”
833
FBI eleman alimi icin duyuru yapar. Uc kisi basvurur. FBI binasinda adaylarin hepsiyle tek tek gorusmeler yapylmaktadir. Ilk adam iceri alinir ve su sorular sorulur. “Karini seviyormusun?” “Evet, efendim” “Ulkeni seviyormusun?” “Evet , efendim” “Pekala , biz karini da getirdik.Su an yan odada.” der ve masanin uzerine bir tabanca koyar. “Simdi odaya gir ve karini oldur!” Adam silahi alir yan odaya gecer.5 dakika hic ses duyulmaz. Adam tekrar ilk odaya geri doner.Kravati gevsemis,ter icinde kalmistir. “Yapamiyacagim efendim.” der ve orayi terk eder. Ikinci adam iceri alinir. Ayni sorular sorulur.ayni yanitlar. Ve ona da iceri girip karisini oldurmesi soylenir.Adam
yapamayacagini soyler ve ayrilir. Son adam girer. Ayni sorular.Ayni cevaplar. Ona da iceri girip karisini oldurmesi soylenir. Adam iceri girer.5-10 saniye sonra icerden silahsesleri gelmeye baslar. BAM,BAM,BAM,BAM,BAM,BAM …. Derken kisa bir sessizlik ve ardindan gurultulu bir cam kirilmasi
duyulur. Adam iceri girer , biraz terlemistir. FBI personeli sorar “Ne oldu ?” Adam cevaplar.. “Efendim bana verdiginiz silah kurusiki cikti, o yuzden onu pencerden asagiya atmak zorunda kaldim”
834
İdris, dursunun oğlu. İdris babasına her gün okulda neler olmuş onu anlatiyor.
-Baba bu gun ogretmen harfleri ogretti ben okumayi biliyorum. Sinifta en iyi benim. laz’ im o yuzden dimi baba.-evet oglum o yuzden.
-Baba bu gun kosu yaptik.Ben herkesi gectim.laz’ im o yuzden dimi baba?.-evet oglum o yuzden.
-Baba bu gun ogretmen carpim tablosunda 2′leri ogretti halbuki ben 5′leri biliyrum.Matematiktede en iyi benim.laz oldugum icin dimi baba?.-evet oglum.laz sinda o yuzden.
-Baba bu gun arkadaslarin cuklerini gordum de. Benimki onlarin iki kati. Laz’im o yuzden dimi baba.
Evet oglum laz olmasina lazsin ama ayrica 26 yasindasin.
835
- Babam öldü, demis Temel.
Ilyas sormus:
- Neden öldü?
- Apartmanin sekizinci katinin balkonundan düstü.
- Eyvah parçalandi mi?
- Yok, giristeki bakkalin tentesine düsünce oradan havalanip karsi apartmana yöneldi.
- Apartmana mi çarpti, nasil oldu?
- Yok, karsi apartmanın balkonunda çamasirlar asili idi. Çamasir ipine vurup fabrikanin bahçesine düstü.
- Orada mi öldü?
- Yok, fabrika çelik yay fabrikasi, bahçedeki yaylarin üzerine düsüp havalandi yeniden…
- Peki sonra?
- Sonrasi ne? Baktik ki yere inmiyor, biz de vurduk oni.
836
Yamyam baba-oğul balta girmemiş ormanda dolaşırken nehirde yıkanan genç ve çok güzel bir kadın gördüler. Oğul sordu :
-Ne dersin baba, yiyelim mi onu?
Baba bir an düşündükten sonra :
-Hayır, bunu eve götürür, onun yerine anneni yeriz! dedi.
Yamyam baba-oğul balta girmemiş ormanda dolaşırken nehirde yıkanan genç ve çok güzel bir kadın gördüler. Oğul sordu :
-Ne dersin baba, yiyelim mi onu?
Baba bir an düşündükten sonra :
-Hayır, bunu eve götürür, onun yerine anneni yeriz! dedi.
837
Temel oldukca siddetli bir ishale yakalanmis ve hasyaneye gitmis.Tabii ilk teshisi yapan doktor hemen dahiliye bolumune sevketmis.
Is bu ya bizikmi her nasilsa evraklar karisip dahiliye yerine psikiyatriye yerlestirilmis.oda pek ne oldugunu anlamamis ya..Aradan soyle 1-2 hafta gecince sevki yapan doktor psikiyatri bolumunde bir arkadasini gormeye gitmis.Tam cikiyomuski bizim temel oarada…yahu,demis…sen ne ariyosun burada.—bilmeeeem beni buraya yatirdilar—Eeee…n’oldu?…ishalin gectimi bari?—yok canim …ayni hizda devam ediyor..ama artik kafama takmiyorum.
838
Temel ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Karısı fadimeye sorar
-Fadime, ben ölünce yeniden evlenecekmisin ?
Fadime de Temel üzülmesin diye evet cevabını verir. Bunun üzerine Temel
-Onu benim kadar sevecekmisin ?
-(ağlayarak) Evet
-Onu eve alacakmısın ?
-Evet
-Ona güzel yemekler yapacakmısın ?
-Evet Temel’im.
-Ona sarımsaklı yoğurtlu mantı da yapacakmısın ?
-O SEVMEZ.
839
Temel ile Dursun hepten çaresiz kalınca hırsızlık yapmaya karar verirler. Zifiri karanlıkta içeri girmeyi başardıkları dükkanın alarmı çalar. Kaçmaya başlarlar. Peşlerine bir bekçi takılır.
Bekçi “Durun kaçmayın ulan orospu çocukları.”
Dursun “Ula Temel bekçi penu tanıdu ben teslimolayrum.”
840
Temel’e sormuşlar.Hangi tür seksten hoşlanırsın ? Temel cevap vermiş.”Toplu seksten” Neden ? demişler. Cevap vermiş. “Kaytarması kolay oluyor”
841
Köşede müşteri bekleyen sokak kadınına yaklaşan adam : -Kaça, diye sordu… Saatiniz kaça? -10 Milyon lira… -Ben onmilyon değil, tam yüzmilyon lira veririm… -Gerçekten mi? -Gerçekten ya… Valla veririm hemde yüzmilyon lira… Ama döverim ben … -Amaaaaan. Yüzmilyonu verde döv… Otele doğru yürüdükleri sırada adam yineledi : – Bak söyleyeyim fena döverim ben … -Döv canım, yüzmilyonu ver de… Soyundukları sırada adam : -Son defa söylüyorum fena döverim. -Amaaaaan be!… Dövermiş…. Ne kadar döversin yani?
-Vallaaa parayı geri alıncaya kadar döverim…
842
Sütyen içi
İri göğüslü, orta yaşın biraz üzerinde bir hanım otobüste cüzdanının çalınması üzerine polise başvuruyor. Polis soruyor:
- Hanımefendi, cüzdanınız neredeydi?
- Sütyenimin içindeydi.
- Peki adam elini oraya sokunca bir sey demediniz mi?
- Ben ne bileyim adamin kötü niyetli olduğunu!..
843
Çarşaf
Bir sarışın, bir kızıl ve bir esmer kız yanmakta olan bir binanın çatısında mahsur kalmışlar. İtfaiye hemen olay mahaline gelmiş, gerekli cihazları cıkarmışlar. Çatıdan atlayanları tutmak için yanlarında getirdikleri çarşafı tuttuktan sonra çatıya doğru seslenmişler; “Atla. Bu tek sanşımız.” Esmer olan kız çatının kenarına kadar gelmiş ve kendisini aşağıya bırakmış. Tam çarşafa gelirken, itfaiyeciler birden çarşafı kenara çekmişler. Esmer kız domates salçası gibi yere yapışmış. İtfaiyeciler tekrar çatıya seslenmişler; “Hadi atla. Yoksa kurtulamayacaksın.” Kızıl saçlı aşağıya bağırmış; “Atlamam. Biraz once yaptığınız gibi çarşafı çekersiniz siz”. İtfaiyeciler; “Hayır, çekmeyiz. Biz sadece esmerler icin bunu yaparız”. Boyle söylenince, kızıl saçlı da kendisini çatıdan aşağıya bırakmış. İtfaiyeciler esmer kızda olduğu gibi yine aniden çarşafı kenara çekince kızıl saçlı da elmalı kek gibi yere serilmiş. Çatıda sadece sarışın kalmış. İtfaiyeciler daha önce de yaptıkları gibi; “Atla, atla.Yoksa yanarak öleceksin” demişler. Sarışın; “Kesinlikle atlamam. İki arkadaşım atladığında çarşafı çektiniz. Ben atlarken de çekersiniz” İtfaiyeciler; “Kesinlikle çekmeyecegiz. Söz veriyoruz.” Sarışın kız; “Bakın, sizin çarşafı çekmeyeceğinize güvenemiyorum. Şimdi çarşafı yere bırakın ve etrafından çekilin…”
844
Tekme tokat
Karakolun kapısından içeri bir küçük oğlan girmiş; “Polis amca, lutfen yardım edin babam sokakta 3 kişiyle kavga ediyo!” Polisle çocuk birlikte sokağa inmişler. Gercekten de çocuğun babası 3 tane adamla tekme tokat dövüşüyo, polis sormuş; “Peki hangisi senin baban? ” Çocuk cevap vermiş; “Bilmiyorum! Zaten bu yüzden kavga ediyolar…”
845
35 yıl
İki arkadaş golf oynayarak ve iyi vakit geçirerek halı gibi çimenlerle kaplı sahada dolaşmaktadırlar. Sahanın yanından geçen yolda büyük ve kalabalık bir cenaze konvoyu görürler. Adamlardan biri, şapkasını çıkartır, büyük bir saygıyla cenazeye doğru dönerek diz çöker. İçinden bir kaç küçük dua mırıldanır ve yine aynı saygı ile ayağa kalkar. Arkadaşı çok etkilenmiştir.
- Hey! John, sen gerçekten temiz yürekli iyi bir insansın!..
- Eh, ne de olsa 35 yıllık karımdı!..
846
Bankacı
Bir partide, genç adam güzel bir kızla tanıştırılır. Derhal kur yapmaya ve sürekli kızı pohpohlamaya başlar. Kız da, genç adamı beğenir ancak bu hızlı gelişmeler karşısında biraz geri çekilir. Biraz zaman geçtikten sonra ise, adam ciddi ciddi evlilik teklif edince çok şaşırır ve şöyle der: “Bakın, daha biraz önce tanıştık. Birbirimiz hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? ” Adam cevaplar: “Yanılıyorsunuz. Son 5 yıldır babanızın hesabının bulunduğu bankada çalışıyorum!..”
847
Adem&Havva
Allah Adem ile Havvayı yanına çağırır ve der ki: “Elimde iki tane şey var. Bunları size vermek istiyorum ama aranızda bir seçim yapmak zorundasınız. Birincisi öyle bir şey ki bununla ayakta işeyebiliyorsun.” Adem hemen atılır: “Benim olsun benim olsun” Havva çaresiz ikincisini kabul etmek zorunda kalır. Adem şeyiyle gayet mutlu, ayakta çiş yapabilmenin keyfini sürer. Sahilde koşar ve sahil boyunca çişiyle kumlara yazılar yazar. Havva gelir ve kendine kalan 2. şeyi sorar: “Allahım 2.si ne idi?” Allah cevap verir: “Beyin kızım, beyin”
848
Beyinsiz
Bir İngiliz doktor diyor ki; “Tıp bilimi bizde öyle ilerledi ki, biz bir adamın beynini alırız ve başkasına koyarız ve onu altı haftada iş arayacak hale getiririz.” Alman doktor diyor ki: “Bu hiç birşey diil; biz bir adamın beynini çıkarırız ve başkasına koyarız ve onu dört haftada şavaşa hazır hale getiririz.” Amerikalı doktor da diyor ki; “Beyler siz çok geridesiniz. Biz Teksastan bir beyinsizi aldık ve beyazsaraya koyduk. Şimdi ülkenin yarısı iş arıyor, yarısı da savaşa hazırlanıyor.”
849
Biralar
Temel bir gün Avrupa’ya gider. Temel’in kötü bir alışkanlığı da vardır. Sürekli içki içer. Birgün bir bara girip barmenden üç bira ister ve hepsini içer. Üç-beş defa böyle yapınca barmen merak eder ve sorar: “Niye hep üç tane bira içiyorsunuz?” Temel cevap verir; “Ben, Dursun ve Hamdi bizler üçüzüz. Hepimiz Dünya’nın farklı yerlerindeyiz. Hepimizde bara girdiğimizde birbirimizin yerine bira içeriz, öteki iki birayı o yüzden içiyorum” der. Yine günlerden bir gün Temel bara gelir ve iki bira ister, barmen verir. Temel biraları içtikten sonra tam kalkarken barmen sorar; “Allah rahmet eylesin efendim, kardeşinizin biri öldü herhalde?” deyince Temel cevap verir; “Hayır! Ben içkiyi biraktım da”
850
Sual
Kadınla erkek konuşuyorlardı;
- Sevgilim, söyle bana hayatına giren ilk erkek ben miyim?
- Tabii canim, ama anlamıyorum, nedense bütün erkekler hep aynı şeyi soruyorlar!..
851
Olamaz!
80 yaşında bir adam doktora gider. Doktor adamın sağlığını sorduğunda adam “Harika, 18 yaşında bir karım var ve benden hamile” der. Doktor birkaç dakika düşündükten sonra adama döner ve “Sana bir hikaye anlatacağım”, der. “Avlanmaktan çok hoşlanan bir adam varmış. Her gün tüfeğini alarak ava gidermiş. Fakat bir gün dalgınlıkla yanına tüfek yerine şemsiyesini almış. Ormana gitmiş. Ağaçların arasında yürürken karşıda bir geyik görmüş. Hemen şemsiyeyi çıkartmış nişan almiş ve… Pat… geyik yere yığılmış.” Adam şaşırmış ve doktora dönerek “Olamaz.. Başka birisi vurmuş olmalı” demiş. Doktor: “Kesinlikle!”
852
Eczane
Delikanlı kız arkadaşını gece yarısı eve bırakırken bir teklif alır;
- Çay icmeye ne dersin?
- Bana iki dakika müsade et. Nöbetçi eczaneden bir koşu çayın yanına gidecek birşeyler alayım…
853
120. Ayet
Bir gün bir papaz ve rahibe arabada gidiyorlarmış. Papaz araba kullanırken eli rahibenin bacağına gelmiş. Rahibe papaza bakmış bakmış ve demiş ki: “Papaz efendi, 120 ayeti uygulayın” Papazda hemen elini çekmiş ve sonra tekrar tekrar elini koymuş. Her koyuşunda rahibe aynı şeyi söylüyormuş. Sonunda kiliseye gelmişler. Rahibe odasına çekilmiş ve papaz bir koşu odasına gitmiş. 120. ayetin ne olduğuna bakmış. 120. ayette şöyle yazıyormuş; “Yaptığınız işi devam edin, hiç bırakmayın yapın!”
854
Bektasi ve Sipa
Erenlerden bir tanesi birgün Cami yi uzaktan gören bir Sögüt agaci altinda demlenirken, ufacik bir Sipa hoplaya ziplaya acik olan Cami kapisindan girer.
Birkac dakika sonra Hoca Sipayi döve döve kanlar icinde kapiya cikartir.
Bunu gören Bektasi:
Hoca yaziktir ufacik Sipyai neden dövüyorsun ?
Hoca:
Görmüyormusun Hayvan Camiye girmis.
Bektasi:
Hoca Esektir bir hata etmis girmis bak ben giriyormuyum ?
855
Yassı tavuk
Adamın biri, Karatepe Köyü’nün yakınından geçerken, arabayla bir tavuk eziyor. “Köye gideyim de, hiç olmazsa şu tavuğun sahibine parasını vereyim” diyor. Köye varıp muhtarı buluyor. Tavuğu göstererek:
- Muhtar, şu tavuğun sahibi kim, söyle de parasını vereyim, diyor.
Muhtar tavuğu eline alıp şöyle bir bakıyor ve,
- Yav, iyi güzel de, diyor, bizim köyde böyle yassı tavuğu olan kimse yok ki…
Kaynak : Hakan Erdur, Ç.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, Kadirli – Adana.
856
Ters ceket
Karatepeli’nin biri, motosikletiyle yolculuğa çıkacaktır. Ancak, hava biraz bozulur. Bunun üzerine adam ceketini rüzgârdan korunmak için ters giyer ve arkadan ilikler. Motosikletle giderken kaza geçirir, yaralanır ve bayılır. Diğer Karatepeliler başına toplanır. Adamın kafasının ters döndüğü kanısında birleşirler ve adamın boynunu ters çevirirler.
Kaynak : Hüsne Dağdeviren (58) ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.
857
Su değirmeni
Adamın biri su değirmeni yapmaya karar vermiş. Değirmenin taşı da bir kayanın başında imiş. Taşı derenin kenarına getirmek istiyormuş. Taşın kenarına halatı bağlamış, bir ucunu da beline bağlamış. Taş yuvarlanmaya başlamış. Tabi onunla birlikte adam da. Böylece derenin kenarına kadar gelmişler.
Kaynak : Meryem Sertbaş, (35) ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, (15) ilkokul mezunu Adana.
858
Bir vızdan bir bizden
Yaz mevsimi gelince, havaların ısınmasıyla sinekler de çoğalmış. İnsanlar sinekleri kovalamaktan yorulmuşlar.
Bizim Karatepeliler, soruna çözüm bulmuşlar. Biri silahı eline almış, gördüğü sineği öldürmek için. Sinek içlerinden birini omuzuna konmuş. Adam sineği göstermiş, elinde silah olan arkadaşına. Silahlı adam ateş etmiş sineği vurmuş. Tabi bu arada adam da ölmüş. Diğerleri sormuşlar: “Ya ne yaptın, adamı öldürdün”. Bizimki “Eee, bir vızdan, bir bizden” demiş.
Kaynak : Salih Öğüten, emekli ilkokul öğretmeni, Adana.
859
Karışan postallar
Eskiden Karatepe’nin erkekleri çarşıya giderler. Hepsinin ayağı yalındır. Çarşıdaki dükkanda çizmeye benzer , deriden dikilmiş postallar vardır. Bunlardan birer tane alırlar. Eve geri dönüşte yorulurlar ve dinlenmek için ayaklarını uzatırlar. Fakat bütün ayaklardaki postallar birbirinin aynı olunca, hiç kimse kendi ayağını bilemez. O sırada yoldan geçen bir yolcuya hep birlikte yalvarırlar, yardım isterler.
- Biz ayaklarımızı karıştırdık, ne olur bunları ayırın derler.
- Adam eline bir sopa alıp var gücüyle ayaklarına vurmaya başlar. Canı yanan ayağına sahip olur.
Yolcunun eline öpüp alkış verirler:
- Allah gönderdi seni, derler. “Gelmeseydin halimiz ne olurdu?”
Kaynak : Hasan Karacalar (50), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe, Kadirli – Adana.
860
Deve yavrusu
Karatepeliler, bir gün gezerlerken dağda bir deve yavrusunun ölüsüne rastlar. Başına toplanırlar. Bakarlar, bakarlar, hiçbir şeye benzetemezler. Sonunda Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Bu ne olabilir diye sorarlar. Akıllı Mehmet iyice bakar, uzun uzun inceler ve der ki:
- Yahu arkadaşlar, bunu bilmeyecek ne var, Adamın birisi bunu deve yapacakmış. Boynunu eğmiş, tabanını dövmüş fakat mayası küçük gelmiş onun için atıvermiş.
Kaynak : Mehmet Celaloğlu (60), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Adana.
861
Deve yükü
Karatepeli’nin biri devesine kuru ot yüklemiş. Yolda giderken bakmış ki otun uçları yere sürtünüp gidiyor. Bunların ucunu biraz kısaltayım deyip kibriti çakıp otları tutuşturmuş. Bir de ne görsün, deve alevler içinde kaçmıyor mu! Şaşkına dönen deve sahibi arkasından bağırmaya başlamış:
- Hee haa, kara lök, aklın varsa çamura çök.
Kaynak : Hüsne Dağdeviren, (58), ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.
862
Sakatlık çıkacaktı
Kırk Karatepeli arkadaş köyde topraktan yapılma harabe bir evin üstüne çıkıp bir o yana bir bu yana koşup eğlenirlermiş. Dam zaten harabe bir şey. Onların ağırlıklarına dayanamayıp çökmüş. Otuz dokuzu ölmüş. Kalan Karatepeli tozlar arasından çıkıp silkinmiş, üstünü başını düzeltirken “Az kaldı” demiş, “Bir sakatlık çıkacaktı.”
Kaynak : Mustafa Güneri, öğretmen, 1970, Adana.
863
Değirmen
İki Karatepeli değirmene giderken karşılaşmışlar. Aynı değirmene gidiyorlar ama önce hangisi öğütecek buğdayını. Başlamışlar ben öğütecem, hayır ben öğütecem diye kavga etmeye. Tartışma büyümüş. O sırada birinin aklına bir fikir gelmiş.
- Yolun karşısındaki şu çalı değirmen olsun. Hangimiz önce gidersek o öğütecek buğdayını.
Hemen koşmuşlar çalıya doğru. Önce varan buğdayını kaldırıp boşaltmış çalının dibine. Diğeri de ardından yetişip onun buğdayının üzerine dökmüş buğdayını, hâlâ çekişip durularmış sen öğüteceksin, ben öğütecem diye.
Kaynak : Bekir Uzun, (45), öğretmen, Adana.
864
Bal kovanı
Köylüler toplanıp dağdaki kovanlarından bal almaya karar verirler. Beş on kişi bir araya gelip gezmeye başlarlar. Bir tane kovan görürler ve almaya karar verirler. Üstüste çıkarlar. Tam kovana yetişmişken en alttaki:
- Biraz durun, elimi yalayayım, der. Üsttekiler yere düşünce de:
- Ne oldu, der, balı paylaşamadınız mı?
Kaynak : Meryem Sertbaş, ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, ilkokul mezunu, Adana.
865
Dam direği
Karatepeli gelinin biri ekmek yapmak ister. Bunun için de su testisini ve hamur karacağını yanına alarak un çuvalının yanına gelir. Çuvalın önünde evin dam direği vardır. Gelin, bir elini dam direğinin etrafına sarar. Diğer elini de un çuvalına batırır. Her iki elini de unlu olarak çekmek ister. Ama arada direk vardır. Gelin bağırarak komşulardan yardım ister. Komşular gelirler. Bir çare bulamazlar. Köyün akıllı hocası Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Mehmet elini alnına koyup düşünür ve der ki:
- Arkadaşlar, şimdi direği kesersek dam çöker, gelin de ölür, direği kesen de, ölmektense tek kollu olmak iyidir.
Böylece gelinin bir kolunu keserler.
Kaynak : Hasan Karacalar (50) ilkokul mezunu, çiftçi, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.
866
Kuyudaki Ay
Dolunay zamanı Karatepeli kadın kuyudan su almaya gitmiş. Ay iyice yükseldiği için şavkı kuyudaki suya vurmuş, kadın yukarıdan bakınca, ayın yüzünü suyun içinde görmüş. Sanmış ki ay suya düşmüş. Bir çığlık kopartmış. Ne oldu diye yanına gelenlere vaziyeti göstermiş. Başlamışlar ne yapalım diye düşünmeye. Sonunda kuyuya kanca atıp çıkarmaya karar vermişler. Sallamışlar kancaları kuyuya. Bir tanesinin kancası kuyunun taşına takılmış. Vargücüyle asılmış çekmiş, çekmiş taş bu güce dayanamayıp portunca, adam sırtüstü yere serilmiş. O vaziyette yatarken gözüne ay ilişmiş. Sevinerek :
- Bakın ayı havaya çıkarttım, demiş.
Kaynak : Ahmet Karacalar (55), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.
867
Boynu uzun boz tanrı
Hayatında hiç deve görmemiş Karatepeli’nin karpuz bahçesine bir deve girmiş, bütün karpuzları yemeye, bahçeyi talan etmeye başlamış. Karatepeli:
- Bu ne olabilir, olsa olsa Tanrı dedikleridir, diyerek “Eee” demiş, “Karpuzu bostana veren bu, karpuzdan yeme desek olmaz. Belki gazaba gelir.”
Bir yandan söyleniyor öte yandan da boynunu büküyormuş:
- Ey boynu büyük boz tanrı, sen verdin sen alıyorsun, ben ne yapayım?
Kaynak : Mehmet Celaloğlu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.
868
Döğüş gediği
Karatepeliler bir gün Kadirli pazarına gidiyor. Giderken de bir yerde mola verip konuşmaya başlıyorlar. Birisi “Ne yiyelim Kadirli’ye varınca” diye soruyor. Diğeri “Tahinle pekmez yiyelim” diyor. Anlaşıyorlar, karardan sonra öbürü soruyor “Ya çomağını kim yiyecek”. Çomak dedikleri, tahinle pekmezi karıştırırken kullandıkları çomak biçimindeki ekmek. Sen yerdin ben yerdim derken bir kavga çıkıyor. Taşla sopayla saldırıyorlar birbirlerine. Sonuçta beş, altısı ölüyor. O günden beri oraya döğüş-gediği denir.
Kaynak : Hüsne Dağdeviren, ev hanımı, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.
869
Uçsa da oğlak uçmasa da
İki Karatepeli yaz vakti oturmuşlar. Biri koyun güdüyor, diğeri oğlak. Etraflarına bakarlarken, kuru bir ağacın üstünde oturan kuşu görüyorlar, biri diyor ki:
- Şu kuşu görüyor musun?
- O kuş değil, oğlak, diyor öteki.
Oğlaktı kuştu derken epey bir süre tartışıyorlar. Derken kuş uçup gidiyor. İlk gören:
- Bak işte kuşmuş. Uçtu gitti, diyor.
Diğeri inatçı:
- Uçsa da oğlak, uçmasa da.
Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.
870
Papazı uyandırmış
Karatepeli’nin biri on tane dam yapmış. Damın üstüne çıkıp saydığında dokuz, indiğinde on sayarmış. En sonunda “Vay açıkgöz hırsız, ben damın tepesine çıkana kadar çaldı, inene kadar yerine koydu” demiş. İnmiş aşağı hırsızı aramaya başlamış. Yolda:
- Sırtı dam yüklü bir adam gördünüz mü, diye sormuş rastladığı birine.
O da:
- Gördüm, az önce geçti, demiş.
Bir değirmene varmış. Girmiş içeri, değirmenciye sormuş. Durumu anlayan değirmenci:
- Sen otur dinlen, demiş, o gâvur hep çalar damları, geçerken sana haber veririm.
Değirmende bir de şapkalı papaz varmış, yatıp uyurlarken değirmenci papazın şapkasını Karatepeli’ye bunun terliğini de papaza giydirmiş. Sonra Karatepeli’yi uyandırmış.
- Kalk yetiş, damı çalan hırsız şimdi geçti demiş.
Karatepeli yola düşmüş. Ay ışığı da arkadan vururmuş. Gölgesi önüne düşüp de başındaki şapkayı görünce almış eline şapkayı “Hay değirmenci” demiş, “Beni uyandıracağına papazı uyandırmış.”
Kaynak : Ahmat Karacalar, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.
871
Devenin kaburga kemiği
Karatepeli çoban yolda bir hallaç yayı bulmuş. Arkadaşlarına göstermiş. Evirmişler, çevirmişler ama ne olduğunu çıkaramamışlar. O sırada akıldaneleri geçiyormuş. Sormuşlar. Adam hiç düşünmeden,
- Bunu bilmeyecek ne var, devenin kaburga kemiği.
Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.
873
Öldü bile
Ağanın birisi uzun süredir hasta yatağında yatmaktadır. Oğlu çift sürmeye gidince ağa vefat eder. Karatepeli genci haberci olarak gönderirler. Ancak kötü haberi hemen vermemesini, durumun kötüleştiğini söylemesini tembihlerler. Ağanın oğlu haberci gencin gelişinden şüphelenir, “Ne oldu babam mı kötüleşti” diye sorar. Haberci genç “Ne kötüleşmesi” der “öldü bile”.
Kaynak : Ali Cerit (70), ilkokul, çiftçi, Kadirli – Adana.
875
Tarlada atlar var
Karatepeli yaşlı adam evinin önünde oturmuş. Ufak tefek işlerle meşgul olmaktadır. Evin genç kızı bir yandan evin sahanlığını süpürürken bir yandan da radyo dinlemektedir. Bu arada radyodaki programdan at kişnemeleri gelir. Yaşlı Karatepeli bu sesleri duyunca evin arkasındaki tarlaya atların girdiğin sanır ve kızını çağırır:
- Kızım koş hele, tarlaya atlar girmiş.
Kız seslerin radyodan geldiğini bildiği için babasının haline kıs kıs güler.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Salman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.
876
Kartlamış
Karatepeli ilk defa gittiği il pazarında gördüğü ama adını bilmediği incirden bir kilo alıp yiyor. Tadını çok beğeniyor. Ertesi hafta pazara gidecek olan komşusuna:
- Pazarda güzel bir yemiş var. Aman bana ondan bir kilo al, diyor.
- Nasıl bir yemiş bu?
- İçi darı gibi, dışı deri gibi.
Pazara giden komşusu araya araya bu tarife uygun olarak patlıcanı buluyor ve alıyor. Dışı deri gibi, kıvırınca da içinde darı gibi tohumları var.
Köye dönünce patlıcanları komşusuna veriyor. Karatepeli ısırıp tadına bakıyor.
- Yahu bir haftada kartlamış be diyor, hem uzamış hem tadı bozulmuş.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Salman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.
877
Cinli kavak
Karatepeliler oldukça meraklı olurmuş. Bir gün çiftçilik yapan bir Karatepeli tarlasındaki bir kavağın kaç adam boyu olduğunu merak eder. Köyün en yaşlı kişisine gider akıl danışır.
Yaşlı köylü : “Bir kişi kavağın en süt dallarından tutunup aşağı sallansın” der. “Başkaları da onun ayaklarından tutunarak aşağı doğru sallansınlar. O zaman kavağın kaç adam boyu olduğunu buluruz.” Hemen öyle yaparlar. Bir kişi kavağın en üst dalından tutunup aşağı sallanır, ikinci kişi de ilk kişinin ayağına tutunur, üçüncüsü de ikinci kişiye tutunur. Bu şekilde kavağın boyunu ölçerlerken ilk çıkan kişi ikinci çıkana:
- Memo Ağa, kurban, burası da emme serinmiş, yayla gibi, der. Hele dur bir cigara tüttüreyim. İlk kişi ellerini bırakınca kavağa çıkan bütün kişiler yere düşer. Kavağın bulunduğu tarlanın sahibi:
- Abo, bizim kavak cinli çıktı. Boyunun ölçülmesini sevmedi, der.
Kaynak : Ersin Soytorun, Fevzi Çakmak Yurdu Kütüphane memuru, Adana.
878
İğneyi bulan buldu
Şehre ilk defa gelen Karatepeli çoban insanları koşuştururken görünce şaşırır. Bir şeyler arıyorlar zanneder. Kendisi de bakınmaya başlar. Tesadüfen bir iğne bulur. Hemen iğneyi alıp yüksekçe bir yere çıkar ve bağırarak:
- Siz arayın daha arayın, iğneyi bulan buldu, der.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Nafiz Köse, grayder operatörü, Salmanlı – Kozan – Adana.
879
Karaçalı
Bir gün dört Karatepeli ormanda yürüyorlar, içlerinden birisi, “Şu Allahın işine bak, ağaçlar ne kadar uzun böyle” diyor. Diğeri de “Ya istesek biz de böyle uzun oluruz” diyor ve birbirlerinin üzerine çıkarak bir ağaç boyu oluyorlar. En alttaki:
- Biraz durun hele, kulağım kaşındı, biraz kaşıyayım, diyor.
O kulağını kaşırken üsttekilerin hepsi arkada bulunan çukura düşüyor. Çukurun içi de karaçalı dolu olduğu için ne kıpırdayabiliyorlar ne de çıkabiliyorlar. Dışarıda bulunana “Git köyden yardım getir” diyorlar. Dışarıdaki gidip adam getiriyor. Gelenler uğraşıyor ama bir türlü çıkaramıyorlar. Ne yapalım derken, içlerinden biri:
- Çukurun içine ateş atalım, çalılar yanar, biz de onları çıkarırız, diyor.
Öyle yapıyorlar. Tabi çalılarla birlikte adamlar da yanmaya başlıyor. Sonunda yana yana iskeletleri görünüyor. Dışarıdakilerden biri:
- Bak şunlara, diyor, dışarı çıkacaklarını anladılar nasıl da sırıtıyorlar.
Kaynak : Hakan Erdur, (21), Ç.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, Kadirli – Adana.
880
Karatepeli’nin unutkanlığı
Karatepeli’nin biri, karısıyla birlikte bir başka köydeki arkadaşına misafirliğe gitmiş. Hoş beşten sonra, karısını arkadaşının evinde unutarak köye dönmüş. Bir bakmış ki karısı evde yok. Hararetle aramaya başlamış. Köylüler, karısının filan köyde filan arkadaşının evinde olduğunu söylemişler. Ancak Karatepeli arkadaşına karısıyla birlikte gittiklerini unutarak karakola gitmiş. Arkadaşının karısını kaçırdığını söyleyip şikayette bulunmuş.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Mehmet Topaktaş, Ç.Ü. FEF Biyoloji Bl.Öğr. Görevlisi, Adana.
881
Karatepeli ve oğlu kızakla
Karatepeli kış günü evine odun getirmek için kızakla dağa gider. Yanına oğlunu da alır. Kızağa ağır bir yük yüklerler. Yerler de çok meyilli. Baba tedbirli davranmak ister:
- Arkaya sürgü takalım, der önde ben de gideyim.
Delikanlı cahil ve tecrübesiz.:
- Korkma baba, ben kızağı tek başıma bile indiririm, der demez çeker. Baba ne oluyor demeye kalmadan, kızak öndeki oğulla beraber hareket eder. Meyilli arazide son sürat giderken, feci kaza meydana gelir, kızağın eğresi oğlanın kafasını koparır. Acının etkisiyle oğlanın ağzı açık kalmış, dişleri görünüyormuş. Hiddetlenen Karatepeli:
- Eşşekoğlunun yediği halta bak, bir marifet yapmış gibi bir de yılışıp duruyor, der.
Kızağın eğresi: Kızağın eğri olan ayaklarından biri.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı, Göksun.
882
Katır yumurtası
Karatepelinin biri, ilk defa şehre iner. Dolaşırken yolu sebze haline düşer. Karpuz yığınlarının önünden geçerken merak edip sorar:
- Selâmünaleyküm hemşerim, nedir bu sattıkların?
Karşısındakinin Karatepeli olduğunu anlayan açıkgöz manav:
- Aleykümselâm arkadaş, bunlar katır yumurtası olur.
- Kaç para tanesi?
- Senin için beş kuruş olur.
Karatepeli fiyatı makul bularak en büyüklerinden bir karpuz seçer, sonra da sorar:
- Şimdi ben bu karpuzu götürsem, içinden katır çıkar mı, çıkarsa kaç günde çıkar?
Manav:
- Götürüp sıcak bir yerde on gün sakla, on birinci gün katır sahibisin, der.
Bu kadar kısa bir sürede katır sahibi olmak, Karatepeli’nin çok hoşuna gider. Karpuzu alır, köye doğru yola koyulur. Epeyce yol aldıktan sonra dinlenmek ister ve yokuşun başında bir yere oturur. Fakat karpuz her nasılsa elinden pırtarak dereye doğru yuvarlanmaya başlar. Karatepeli de arkasından koşar. Karpuz biraz ileride taşa çarparak kırılır. Tesadüfen orada bulunan bir tavşan, gürültüden korkarak kaçmaya başlar. Karatepeli tavşanın ardından koşar ama yakalayamaz:
- Yaa gördün mü işte şanssızlığı! Yumurtadaki yetişkin yavruymuş ama elimizden kaçırdık.
Karatepeli yorgun argın eve gelir ve olanları hanımına anlatır. Kadın da ondan farklı değildir,
- Tüh yazık olmuş, kaçmasaydı, yaylaya çıkarken binerdik, der.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Yusuf Köse, çiftçi, Salmanlı – Kozan – Adana.
883
Kazmanın kını
Karatepe civarlarında oturan beylerden biri, avlanmaya çıkmış. Av sırasında, terkideki yedek çizmelerini kaybetmiş. Çok aramış ama bulamamış.
Günün birinde (ormanda) odun kesen iki Karatepeli, bu çizme tekine rastlamış. İşe yarar diyerek köye getirmişler. Konu komşu toplanmış. Evirmişler çevirmişler köy alanına götürüp içinde cin vardır diye sav vermişler. Ancak bir türlü ne olduğunu anlayamamışlar. İçlerinden biri:
- Uşaklar gidip hocayı çağıralım. Bunun neci olduğunu bilse bilse o bilir demiş. Bilir mi bilir. Hemen gidip namaz kılmakta olan hocanın namazını yarıda keserek alana getirmişler. Hoca gülmüş:
- Ulan hiç mi birinizin aklı yok. Olsa olsa kazmanın kılıfıdır demiş.
Sav ver : Düşüncesini söyle.
Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 20.12.1934, Perşembe, Sayı 3799.
884
Köpek
Karatepeli’nin biri şehre giderken yolda köpekler saldırmış. Taş alıp köpeklere atmak için kaldırım taşlarına sarılmış. Çıkaramayınca taşa söylenmiş:
- Burası ne biçim memleket, taşları berkidip köpekleri salıveriyorlar.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun.
885
Köye mektup
Şehre yeni gelen Karatepeli, daha önceden gelen hemşehrisini ziyarete gitmişti. O sırada hemşehrisi bir mektup okuyordu.
Yeni gelen, kahvesini bitirdiği sırada diğeri de mektubu bitirir. Çöpe atmak üzereyken Karatepeli atılır:
- Dur atma hemşerim, bana ver onu…
- Ne yapacaksın bu mektubu, diye sorar hemşehrisi.
- Gider gitmez mektup yaz demişlerdi köyden, onlara gönderecem.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Selman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.
886
Kuralcı Karatepeli
Okuma yazma bilen bir Karatepeli, iş bulmak için şehre iner. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın düzen tutturamaz. Çünkü bir türlü kurallara, emirlere uymaz. Son işinden de kovulduktan sonra dünyadaki bütün kurallara uyacağına and içer. Ama olan olmuştur. Artık yaşamak istemez ve intihara karar verir. Yüzme bilmediği için kendini kanala atacak ve boğulacaktır. Kanalın kıyısına gelir. Tüm cesaretini toplar, tam kendini suya bırakacakken gözüne bir levha ilişir : Suya girmek tehlikeli ve yasaktır! And içtiği için intihardan vazgeçen Karatepeli köyüne döner.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı – Göksun.
887
Mantar
Karatepe’de zenginin biri hem adamlarının zekâ derecesini ölçmek hem de en akıllısına kızını vermek için bir imtihan yapmayı düşünmüş. Bütün adamlarını toplamış ve “Size bir bilmece soracağım, bilene kızımı verip zenginlik içinde yaşatacağım” demiş.
Tutmalar ağanın nasıl bir bilmece soracağını düşünürken içlerinden de ben bilsem diye geçirirlermiş. Ağa sorusunu sormuş:
- Yerde biten yapraksız nedir?
Gel sen ol da bu işin içinden çık. Bir hayli zihin yormuşlar ama bir türlü akıl erdirememişler. İkinci gün ağa, adamlarını toplamış, bildiniz mi diye sormuş. İçlerinden biri diğerinin kulağına eğilip dert yanmış:
- Ulan ağa bizi mantar ediyor. Yoksa yerde hiç yapraksız biter mi?
Ağa hemen adamı çağırmış:
- Aferin sana, gördünüz mü böyle bir akıllı! Cevap mantardı be mantar, diyerek eşi görülmemiş bir düğünle kızını vermiş.
Mantar et : Oyun et, kandır.
Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 21.12.1934, Cuma, Sayı: 3800.
888
Niye Allah’a sıkıyon
Karatepe’de yaşayan Karaoğulları ve Sarıoğulları denilen iki sülale, arazi yüzünden kavga eder. Kavga öyle bir hal alır ki, silahını, kazmasını, küreğini alan koşar. Küçük bir tepenin iki yanında, bir tarafta Karaoğulları, bir tarafta Sarıoğulları olmak üzere mevzilenirler. Karaoğullarından biri, karşı tarafı korkutmak için silahıyla havaya bir el ateş eder. Yanındaki sinirlenir:
- Ulan aklına kodu…mun herifi, der, karşıdaki Sarıoğulları varken niye Allah’a sıkıyon?
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı – Göksun.
889
Oyun
Çobanın biri hiç namaz kılmamış ve kılınırken de görmemiş. Ağası bir gün satmak için kente davar indirmiş. Çobana malı kasaba pınarına yatırmasını söylemiş. O gün de Cuma imiş. Birer ikişer cuma aptesti almaya gelirmiş insanlar. Çoban da gönlünden:
“Herhalde bir ölet var. Bizim azık da az. Ağa kimbilir ne vakit gelecek” diyerek elini yüzünü yıkamış ve davarları Karabaş’a emanet edip bir ihtiyarın arkasından koşmuş, camiye gelmiş, hutbeyi dinlemiş. Daha sonra namaza durulmuş. O da diğerlerine bakarak namaz kılmaya başlamış. Rükûya vardıkları anda bizim Karatepeli birdirbir oynadıklarını sanarak önündeki adamın sırtına atlamış. Neye uğradığını şaşıran adam, arkasını dönmüş ve Karatepeli’ye olanca gücüyle bir tokat atmış. Bizim yankılı hiç tınmamış. O vakte kadar ayağa kalkılmış olduğundan arkasına dönmüş ve o da kendi arkasındakine basmış tokadı. Artık cemaat namazı bir yana bırakıp çobanı dövmeye başlamış. Çoban kaçarken gücünün yettiğince bağırarak:
- Yahu siz ne biçim adamlarsınız be, oyunu siz çıkardınız, siz cıllazıyorsunuz diye dursun, güzel bir dayak yemiş.
Ölet : Ölü, cenaze
Azık : Yol yemeği, kumanya
Tınmak : Üstüne alınmak
Cıllazmak : Oyunda hile yapmak.
Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 30.12.1934, Pazar, Sayı 3807.
890
Eşek nezle olmuş
Karatepeli yaşlı adam eşeğini halsiz görünce Geveze Niyazi’ye sorar:
- Ulan yavrum Niyazi benim eşek çok halsiz. Nasıl etsek de şu hayvanı iyileştirsek?
Niyazi:
- Emmim senin eşek soğuk almış. Ben onun çaresini bilirim.
- Ulan, yeğenim hele bir de şu işin çaresini de, hayvanı kurtarak bu durumdan.
Niyazi:
- Eşeği sağlam bir direğe sağlamca bağlayacaksın. Avucuna biber doldurup kamışla eşeğin burnuna üfleyeceksin. Eşeğin iki saate kalmaz iyileşir.
Bu öğüt, yaşlı Karatepeli’nin aklına yatar. Eşeği bir direğe sağlamca bağlar. Bir eline biberi, diğerine kamışı alıp, eşeğin burnunun dibine çömelir. Elindekini üfler üflemez, burnu yanan eşek sümkürür. Eşeğin sümüğü, biberle beraber Karatepeli’nin yüzüne gözüne bulaşır. Yüzü gözü yanmaya başlayan Karatepeli oyuna geldiğini anlar.
- Senin ananı avradını …. Niyazi, der.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Veli Taşçı, Orman Muhafaza Memuru, 1951, Sırmalı – Göksun – Adana.
891
Güneşin hınzırlığı
Karatepeli bir sabah şehre gidiyor. Şehir doğuda olduğu için güneş karşısından vurup gözlerini kamaştırıyor. Akşam oluyor köye dönecek. Bu sefer de köy, güneşin battığı yöne doğru düşüyor, yine gözleri kamaşıyor.
Karatepeli durumu hâkime şikayet ediyor.
- Bu güneş benim canımı çok sıkıyor. Ben ne yana gitsem hep karşıma çıkıyor. Sabah şehre gelirken karşımda, akşam köye dönerken yine karşımda. Artık usandım.
Karşısındakinin Karatepeli olduğunu anlayan hâkim kolayını buluyor:
- Sen bundan sonra şehre akşamları gel, köye de sabahları dön. Ben onun terbiyesini veririm, bundan sonra karşından gelmez.
Derleyen : Behzat Sevimli.
Kaynak : Yusuf Özdemir, Gökgöz – Kozan – Adana.
892
İki rekat
Karatepeli’nin keçilerine salgın hastalık bulaşmış, hayvanları kırıp geçiriyormuş. Bir türlü çare bulamayınca mollanın birine akıl danışmış. O da iki rekat namaz kılıp Allah’a dua etmesini tavsiye etmiş. Karatepeli, bu tavsiyeye uyarak her akşam iki rekat namaz kılmaya başlamış. Ama her sabah uyandığında bir keçinin daha öbür dünyayı boyladığını görüyormuş. Sonunda bu işten vazgeçmiş. Vazgeçmesine geçmiş ama, elinde de bir tekeden başka bir şey kalmamış. Bir gün suya götürürken, inatçılığı tutan hayvana fena kızmış. Dayanamayıp:
- Bana bak teke, demiş, uslu dur, iki rekatlık canın var. Kıldığım gibi gönderirim seni de öbür dünyaya ha…
Derleyen : Behzat Sevimli.
Kaynak : Mehmet Sevimli, emekli ilkokul öğretmeni, 1948, Sırmalı – Göksun – Adana.
893
Karatepeli aklı
Karatepeliler, yazın yaylak yerlere, yüksek serin yerlere çıkacakları yerde, güneşten uzaklaşalım diye daha sıcak aşağı kesimlere, kışın da güneşe yakın olalım diye dağların tepelerine çıkarlarmış.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Ali Özanemre, Kiremithane Endüstri Meslek Lisesi, Edebiyat Öğretmeni, Adana.
894
Karatepeli araba seçiyor
Piyangodan büyük ikramiye kazanan Karatepeli, bir otomobil almaya karar verir.
- Aha bak hemşerim arkasını camınan ayırmışsınız ya, işte o tomofil hoşuma gitti, ben onu almak istiyorum, der satıcıya.
Satıcı biraz şaşırır ama,
- Ah çok güzel, bir de şoförünüz varsa tam şanınıza göre, diye cevap verir.
Karatepeli:
- Şoför için değil, koyunları pazara götürürken şatlağımı yalamasınlar diye, der.
Şatlak: Avuç içi.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Hüseyin Toprak, serbest meslek sahibi, 1987, Kadirli – Adana.
895
Karatepeli’nin kız derdi
Ailesiyle birlikte bir ağanın yanında çalışan Karatepeli genç kız, bir gün villanın havuzunun etrafını temizlerken, hülyalara dalar. Kendi kendine “Ağa beni oğluna istese, biz evlenince bir oğlumuz olsa, bir akrabası oğlumuza top getirse, oğlan havuzun etrafında topla oynarken top havuza düşse, oğlan topun ardı sıra havuza düşüp boğulsa, ben ağaya ne derim” diye düşünür ve başlar ağlamaya.
Kızın bu halini gören annesi koşup gelir, ne olduğunu sorar. Kız düşündüklerini anlatır. Bu kez başlarlar ikisi birden ağlamaya. Derken sırayla ağabeyi, babası da katılır ekibe ve ortalığı matem havası bürür. Bu arada bahçeye çıkan ağa durumu görür. Merak edip sorar. Kızın kurduğu hayal yüzünden hepsinin ağladığını öğrenince de küplere binerek hepsini evden kovar.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Haluk Ş.Akalın, Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi, Adana.
896
Karatepeli’nin döveni kayıp
Bir gün bir Karatepeli, dövenini sırtına bağlayarak, harman yerinin yolunu tutmuş. Yol üstünde bir kekliğe rastlamış. Onun peşine düşmüş. Şura senin, bura benim derken, akşam olmuş. Harmanı da dövememiş, kekliği de tutamamış. Eve dönecekken sabahleyin harmana gitmek üzere yola çıktığını hatırlamış. Ama döveni nereye bıraktığını hatırlayamıyormuş. Gezdiği bütün yerleri yeniden dolaşmaya başlamış. Ancak gecenin karanlığında ayağı kayıp sırtüstü yere düşmüş. Bir da bakmış ki döven sırtında hâlâ bağlı duruyor.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Ali Özanemre, Kimerithane End. Meslek Lisesi Edebiyat Öğretmeni, Adana.
897
Karatepeli Paşa
Karatepeli’nin biri, methini duyduğu İstanbul’a, zengin ve büyük bir adam olmak için gitmiş. Nasılsa günün birinde saraya bostan bekçisi olarak girmeyi başarmış. Çalışkanlığı ve saflığı sayesinde padişahın gözüne girmiş. Kısa bir süre sonra da mevkii, rütbesi büyümüş. Derken bir gün isteğine kavuşarak sadrazam olmuş.
Padişah bir gün bahçede dolaşırken, Karatepeli Paşa’ya rastlamış. Kısa bir sohbetten sonra sormuş:
- Paşam, milletin ve devletin hali nedir?
Karatepeli padişaha:
- Sorma şevketlüm, ben gibi Karatepeli’den sadrazam, zat-ı devletleri gibi padişah olduktan sonra, devletin halini ancak Allah bilir.
Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 10.12.1934, pazartesi, Sayı 3790.
898
Karatepeli tavuk tutacak
Karatepeli tavuk yakalamak için ahıra gitmiş. Tavuğu kovalayınca, tavuk ahırdaki direğin yanına kaçmış. Karatepeli yavaş yavaş direğin dibine yaklaşmış. Bir elini direğin bir tarafından bir elini de diğer tarafından uzatarak, direk kollarının ortasında kalacak şekilde tavuğu yakalamış. Fakat direkten kollarını nasıl kurtaracağını düşünememiş. Bir ara dışarıdakiler de gelmişler ve direği kesmeye karar vermişler. Biri elindeki baltayı direği doğru hızla sallarken, tavuğu tutan Karatepeli korkudan ellerini çekmiş ve böylece direkten kurtulmuş. Sonuçta tavuğu yakalayamamış ama direk kesilmekten kurtulmuş.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Mehmet Topaktaş, Çukurova Üniversitesi, FEF, Biyoloji Bl. Öğr. Üyesi, Adana.
899
Karatepeli Tekkulak
Karatepeli Tekkulak, davar alıp satmakla geçimini sağlamaktadır. Bir gün yolu Kayseri dolaylarına düşer. Aradığı davarları istediği fiyattan alamayınca gittiği köyden ayrılıp yol kenarına iner ve diğer köye gitmek için araç beklemeye başlar. Bu arada yoldan iki kadın geçmektedir. Karatepeli kadınlara hava atmış olmak için “Of be ne biçim memleket burası arkadaş! Arabası bile yok” der. Kadınlardan biri merak edip sorar :
- Nerelisin sen kardaş?
-Çukurovalıyım.
-Ne arıyon buralarda?
- Bidene arıyom işte!
Karatepeli’nin işi şakaya vurmak istediğini anlayan kadın:
- Get babam get, get gez. Bizim burada çift kulaklıya varmıyorlar ki senin gibi tek kulaklıya varsınlar, der. Tabii Karatepeli bu söze vereceği cevap bulamaz.
Derleyen : Behzat Sevimli
Kaynak : Mehmet Acıgodal, 1927, çiftçi, Hacıgodal, Göksun.
900
Demirin eniği
Karatepeli’nin biri, nereden eline geçirmişse geçirmiş, “Bu nedir acep” diyerek bir çuvaldızı alıp köye götürmüş. Köylüler çuvaldızı evirmişler, çevirmişler fakat bir türlü akılları almamış. Çünkü daha önce hiç böyle bir şey görmemişler. Köylünün çoğu işte olduğu için belki de o bilir diye imamı çağırmışlar. O da eline alarak oradan buradan bakmış fakat ne olduğunu bilememiş, köyün en kocası:
- Uşaklar, bizim imam da bir şey bilmezmiş. Ben bunun neci olduğunu bildim emme, bakalım imam ne diyecek deyi söylemeyiverdim.
İki taraftan:
- Amman emmi, deyiver de bizi bu tasadan kurtar, diye bağırmaya başlamışlar.
Koca gülmüş, tıpkı zafer kazanmışlara özgü bir şekilde göğsünü şişirerek:
- Uşaklar, bu ne ola ki, demirin dişisi taman.
Orada bulunan çocuklardan birisi atılmış:
- Emmi, demirin dişisi diyon emme demir kocaman, bu küçücük taman… İhtiyar, sakalını bir iki kez sığadıktan sonra çocuğun sözüne hak vererek gülmüş:
- Yavrum tüm mahlûkat ufaktan büyüdüğü gibi bu da hâlâ eniktir.
Böylece tüm köylü tasadan kurtulmuş.
(Taman : Anladın mı?)
Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 1.Ocak.1935, Salı, Sayı: 3809.
0 views



Erzurum Pazaryolu Çatakbahçe Köyü





After study a few of the blog posts on your website now, and ı truly like your way of blogging. ı bookmarked it to my bookmark website list and will be checking back soon. pls check out my web site as well and let me know what you think.
Like or Dislike:
0
ı really liked your article.thanks again. awesome.
Like or Dislike:
0
thanks!…
thanks for all your insight. this site has been really helpful to me….
Like or Dislike:
0
hid conversion kits…
[...]the time to read or visit the content or sites we have linked to below the[...]…
Like or Dislike:
0
websites we think you should visit…
[...]although websites we backlink to below are considerably not related to ours, we feel they are actually worth a go through, so have a look[...]……
Like or Dislike:
0